Ana Sayfa Blog Sayfa 2

Dr. Figen SAYIN YILDIRAN

0
Dr. Figen Sayın YILDIRAN

Dr. Figen SAYIN YILDIRAN, Antalya Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Bölümü’nde 1982-1988 yılları arasında eğitim alan ve başarıyla tamamladı.

Dr. Figen Sayın Yıldıran, doktorluk kariyerine 1988 yılı içinde kamu sektöründe hizmet veren bir hastanenin acil servisinde başlayarak adım attı. Daha sonra devlet ve özel sektör kuruluşlarında yönetici ve hekim olarak çalışmalarına devam etti.

Kendi adıyla kliniğini kurdu

Dr. Figen SAYIN YILDIRAN, 2001 yılında medikal estetik alanında yurtdışında da Dr. Jackues Le Coz, Dr. Carlo Alberto Bartoletti, Dr. Jean Jacques Legrand, Prof. Dr. Casare Brandi gibi dermatokozmetoloji konularında uzmanlardan özel eğitim aldı. 2002 yılında Sağlık Bakanlığı bünyesinde düzenlenen medikal estetik hekimliği sertifikasını alarak estetik ve dermakozmetoloji alanında Antalya’da hizmet vermeye başladı. 2005 yılında özel bir estetik hastanesinde genel müdür yardımcığı ile medikal departman sorumluluğunu yürüttü. Antalya’da 2010 yılında kendi kliniğinde estetik, dematokozmetoloji, zayıflama ve antiaging alanında hizmet veren Dr. Figen Sayın Yıldıran, 2013’te klinik hizmetleri yanında müşteri memnuniyetini ön plana çıkaran Dr. Figen Özel Sağlık Estetik Hizmetleri AŞ’yi kurdu.

Birçok dernekte iş insanı olarak çalışmalarını sürdürüyor

Dr. Figen Sayın Yıldıran, hekim olmanın dışında sivil örgüt alanında da oldukça aktif bir iş insanıdır. 1990-1992 yılları arasında Antalya Tabip Odası’nda 2 dönem yönetim kurulu üyeliği yapmıştır. 2 dönemde Türk Tabipler Birliği (TTB) delegasyon üyeliği yürütmüştür.

  • 2004 yılında Antalya İş Kadınları Derneği ( ANTİKAD ) kurucu üyesidir.
  • 2011 yılında Akdeniz Girişimci İş Kadınları Derneği ( AGİDER) kurucu üyesidir
  • 2016 yılında AGİDER Akdeniz İş Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı seçildi; halen bu görevi yürütmektedir.
  • 2017 yılında Batı Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (BAKSİFED) Başkan Yardımcısı seçilerek, halen görevini yürütmektedir.
  • Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Kadın Komisyonu üyesi olan Dr. Figen Sayın Yıldıran, aynı zamanda AİESEC Danışma Kurulu üyesidir.

Anadolu’ya lezzetli kültür yolculuğu

1
Anadolu’ya lezzetli kültür yolculuğu

Anadolu’ya lezzetli kültür yolculuğu… Üsküdar Belediyesi’nin, girişimleriyle Anadolu’nun yitirilmeye yüz tutan lezzetleri yeniden yaşatılacak.

Anadolu’ya lezzetli kültür yolculuğu… Hayata geçirdiği projeler ve etkinliklerle Türkiye’nin en eski kültürlerini yaşatmayı vazife edinen Üsküdar Belediyesi, Anadolu’nun en eski lezzetlerinin izinden giden Şef, Yazar Ömür Akkor’un “Anadolu’nun Binlerce Yılı” canlı yemek sergisini Üsküdar’a getirdi. Üsküdar Belediyesi, bu girişimiyle Anadolu’nun yitirilmeye yüz tutan lezzetlerini yeniden yaşatacak.

Binlerce yıldır Anadolu’da kullanılan mutfak aletleri ile Anadolu’nun enfes lezzetlerini aynı anda sunan “Anadolu’nun Binlerce Yılı” canlı yemek sergisi, Üsküdar Belediye başkanı Hilmi Türkmen’in katılımıyla düzenlenen açılış töreni ile başladı. Başarılı Şef ve yazar Ömür Akkor, sergi sırasında katılımcıları, Anadolu’nun en eski mutfaklarına uzanan zaman yolculuğuna çıkarmayı sürdürecek. Sergi, İstanbulluları Anadolu’nun yeme- içme kültürü konusunda tüm yönleriyle bilgilendirecek.

Anadolu’nun her yönüyle çok zengin ve derin bir kültür mozaiği sunduğunu kaydeden Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, gerçekleştirdikleri etkinlikle Anadolu’nun yaşam tarzının gastronomi ve yemek kültürüne yansımalarını ortaya koyduklarını belirtti. Türkmen, konuşmasında şunları söyledi: “Tarih kitapları aracılığıyla tarihimiz hakkında çok sayda bilgi edinebiliyoruz. Ama yemek kültürümüz sadece bir çorbadan ibaret değil. Bu kültürün arkasında binlerce yıllık bir geçmiş var. Buradan hareketle Şef Ömür Akkor’un öncülüğünde “Anadolu’nun Binlerce Yılı” sergimiz ile tüm İstanbulluları Anadolu’nun lezzetli kültür yolculuğuna çıkıyoruz. Anadolu’nun yemek kültürü konusunda çalışmalarıyla bu konuda öncü adımlar atan şefimiz, yazdığı kitapları, işlettiği mekanları, söyleşileriyle nadide çalışmalar yapıyor. Kendisi sergimizde hem yemek yapacak hem de Anadolu’nun mutfak tarihi hakkında bizi aydınlatacak. Üsküdar olarak biz de bu tür çalışmaların yanında olmaya, yeni alanlar açmaya devam edeceğiz” dedi.

Lezzetler Üsküdar’da hayat bulacak

Gastronomi tarihini ve kültürünü kayıt altına aldığı nadide parçaları sergi aracılığıyla tanıtmaktan ve bu kültürün binlerce yıllık geçmişe sahip lezzetlerini gün yüzüne çıkarmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Şef, Yazar Ömür Akkor, “Üsküdar Belediyesi’nin girişimiyle Üsküdar’da başlayan sergimiz ile her kesimden insana ulaşmanın mutluluğu içerisindeyim. Üsküdar Belediyesi’nin bu yöndeki girişimi sayesinde Anadolu’nun yitirmeye yüz tutan lezzetleri yeniden hayat bulacak” dedi.

Protein için tavuk-hindi eti tüketin

0
Protein için tavuk-hindi eti tüketin

Protein için tavuk-hindi eti tüketin… Tavuk ve hindi eti biyolojik değeri yüksek gıdaların başında yer alıyor.

Protein için tavuk-hindi eti tüketin… Beslenme; insanın büyümesi, gelişmesi, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşaması için gerekli olan besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarda alıp vücutta kullanabilmesidir. Vücudunuzdaki birçok işleve hizmet eden temel besin maddelerinin başında da protein gelir. Peki kas gelişiminden hücre onarımına kadar pek çok faydası bulunan ve beslenmede hayati öneme sahip, biyolojik değeri yüksek protein kaynakları nelerdir?

“Yeterli ve dengeli” beslenme,  yaşamın her döneminde  sağlığın temelini oluşturur. Sağlıklı beslenme diyetinizde öncelikli amaç; metabolik gereksinimleri karşılayan ve vücudunuzun çalışması için gerekli enerjiyi ve besin öğelerini yeterli miktarda almaktır. Bunların başında da protein gelir. Sağlıklı bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için günlük ortalama önerilen protein miktarı kilogram başına 0,8 gramdır.

Protein alımınızı artırmanın en basit yolu ise yüksek proteinli yiyecekler yemektir. Ve bunların 1/3 ünün hayvansal proteinden oluşmasıdır. Özellikle günlerini aktif geçiren kişiler ve spor yapanlar için biyolojik değeri yüksek gıdaları tüketmek daha da bir önem taşır. Araştırmalar, yüksek proteinli diyetlerin kas yapısını koruyarak sağlıklı bir şekilde kilo verilmesine de yardımcı olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, tüm hayvansal proteinli gıdaların biyolojik değerleri eşit değildir. Bazıları bu besin maddesinde son derece yüksektir, protein ve sudan başka neredeyse hiçbir şey içermez.

Toplam enerjilerinin yüzde 80’ini veya daha fazlası proteinden gelen ve biyolojik değerlilikleri en yüksek altı yiyecek:

  • Tavuk göğüs eti
  • Hindi göğüs eti
  • Yumurta akı
  • Kurutulmuş balık
  • Karides
  • Ton balığı

Tavuk eti, dünyada ve ülkemizde en çok tüketilen kaliteli ve yüksek proteinli yiyeceklerin başında gelerek birinci sırada yerini alıyor. Tavuk eti proteinleri, insan beslenmesinde gerekli olan tüm amino asitleri yeteri miktarda içermektedir. Proteinin yanı sıra tavuk eti harika bir niasin, B6 vitamini, selenyum ve fosfor kaynağı olup yüksek düzeyde antioksidan özellikteki Omega-3 e de sahiptir.

İkinci sırada ise optimal beslenme önerilerinde önemli yeri olan hindi eti geliyor. Hindi eti besin değerinin yüksek, yağ ve kolesterol içeriğinin düşük olması, çeşitli ürünlerle işlenebilmesi ve lezzeti ile dünyada birçok kişi tarafından tercih ediliyor. Ülkemizde ağırlıklı olarak yeni yıl döneminde gündeme gelen hindi eti protein dışında B1 ve B2 vitaminleri bakımından da zengin bir gıdadır. Ayrıca, hindi eti de tavuk eti gibi kalp damar hastalıklarının engellenmesinde de önemli bir yeri vardır. Bu nedenle de normal ev restoran ve fast food mutfaklarının yanı sıra diyetetik hastane mutfaklarının da vazgeçilmezidir.

Yumurta da tüm amino asitleri içeren yüksek kaliteli proteine sahiptir. Yumurtadaki vitaminlerin, minerallerin ve antioksidanların çoğu yumurta sarısında bulunur. Bununla birlikte, yumurta akı bir yumurtadaki proteinin en az yüzde 60’ını içerir.

Ülkemizde tüketimi az miktarlarda da olsa; kurutulmuş balık, karides ve ton balığı da vitamin, mineral bakımından zengin ve faydalı antioksidanlar içerir.

Sıcak havaların vazgeçilmezi: Karpuz- peynir

0
Yaz aylarında beslenmenin değişmez ikilisi karpuz-peynir...

Sıcak havaların vazgeçilmezi: Karpuz- peynir… Bu lezzet ikilisinin fazla tüketilmesi durumunda sağlık sorunlarına davetiye çıkartabiliyor.

Sıcak havaların vazgeçilmezi: Karpuz- peynir… Karpuzun serinleten lezzeti, protein yönünden zengin peynirle bir araya gelince, tatlı-tuzlu dengesini oluşturuyor. Sindirim sistemine iyi gelen bu tat, aynı zamanda vücudun sıvı ihtiyacının karşılanmasına da yardımcı oluyor. Ancak bu leziz ikilinin fazla tüketilmesi sağlık sorunlarına davetiye çıkartabiliyor.

Uzmanlar, karpuz-peynir ikilisinin aşırı tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak “Bu ikili, günde bir kez ara öğün olarak ve haftada en fazla 3-4 kez tüketilebilir. Fazlası ciltte sivilce sorunlarından kan şekeri yüksekliğine ve karaciğerde yağlanmaya uzanan bir dizi soruna neden olabiliyor” diye uyarıyor.

Ana öğün olarak tüketmeyin

Su yönünden zengin bir içeriğe sahip olan karpuz, serinlemek için en çok tercih edilen meyvelerin başında geliyor. Aynı zamanda karpuzun potasyum içeriğinden dolayı kas ve eklem ağrılarına da iyi geldiğini vurgulayan uzmanlar,  “Özellikle spor sonrasında karpuz suyu içmek kas sistemi için çok faydalı” olduğunun altını çiziyor.

Ayrıca uzmanlar, karpuzun birçok faydasının yanı sıra şeker oranı yüksek bir meyve olduğu için fazla tüketilmesi özellikle diyabet hastalarında alarm zillerinin çalmasına yol açabildiğini kaydederek, “Bu nedenle karpuzun yanında iyi bir protein kaynağı olan peyniri de tüketmenin kan şekerini dengelemeye ve tokluk süresini uzatmaya yardımcı olduğunu vurguluyor.

Bu ikilinin diyetlerde ara öğün için kullanılan en uygun seçeneklerden biri olduğuna dikkat çeken uzmanlar, karpuz-peyniri tek başına öğün olarak tüketmenin sakıncalarına ve bu konuda “Karpuz, şeker oranı yüksek olduğundan insülin salgısını artırıp göbek çevresi yağlanmasına sebep olur. Peynirin fazla tüketilmesi de vücuda gereğinden fazla yağ ve tuz alınması, yani kilo anlamına gelebilir. Bu nedenle karpuz-peynir ikilisinde porsiyon miktarı göz önünde tutulmalı” uyarısında bulunuyor.

Porsiyon miktarına dikkat!  

Ara öğün olarak iki ince dilim karpuz ile bir dilim peynirin yeterli olacağını söyleyen uzmanlar, iştah kontrolü açısından en uygun zamanın da öğleden sonraki ara öğün olduğunu kaydediyor. Bu öneriler dikkate alınmadığında ise çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşıldığını anlatan uzmanlar, bu konuda şöyle bilgi veriyor:

“Karpuz fazla tüketildiğinde kan şekeri dengesi bozuluyor ve daha hızlı acıkmaya, fazla yemeye neden oluyor. Ayrıca mide ve bağırsak düzeni etkilendiği için gaz ve şişkinlik gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bir başka tehlike de karpuzun içeriğindeki fazla şekerin karaciğer yağlanması gibi sorunlara yol açabilme riski. Peynirin aşırı tüketimi de tuz nedeniyle tansiyon sorunlarına, ciltte sivilcelere ve yüksek yağ içeriği nedeniyle fazla kiloya dönüşebiliyor.”

Yaz aylarında beslenmenin değişmez ikilisi karpuz-peynir…

Karpuzlu peynirli salata

Malzemeler: 

  • Karpuz dilimleri
  • 2 dilim beyaz peynir
  • Nane yaprakları
  • 2 tam ceviz

Yapılışı: 

Karpuzları küp halinde kesin, üzerine peynirleri ve nane yapraklarını ekleyin. Cevizleri ilave ederek yemeklerin yanına servis edebilirsiniz.

Egzersiz yaparken harika besinler…

0
Egzersiz yaparken harika besinler...

Egzersiz yaparken harika besinler… Sağlıklı bir bedene sahip olmak için tüketilmesi gereken besinleri sizler için sıraladık…

Egzersiz yaparken harika besinler… Vücudunuzu doğru şekilde besleyerek, vücudunuzun ihtiyaçlarını daha iyi şekilde karşılayabilir ve yaptığınız egzersizden daha etkili şekilde yararlanabilirsiniz. İşte egzersiz yaparken tüketmeniz gereken harika besinler!..

  • Yulaf

Konu kaslarınızı spora hazırlamak olduğunda, en iyi tercih kompleks karbonhidrattır. Karbonhidratlar spor boyunca kaslarınızın çalışması için ihtiyacı olan glikozu sağlar. Kompleks karbonhidrat yapısında olan tam tahıllı kaynaklar, yavaş sindirildiği için egzersiz sırasında kan şekerinizi dengede tutar ve enerjinizi yüksek tutar. Yulaf en sağlıklı tahıl çeşitlerinden biridir. Glüten içermeyen yulaf vücut için elzem vitamin, mineral, lif ve antioksidanları barındırır. Beta-glukandan ve liften zengin bu harika besin, performansını arttırmak isteyenler için oldukça sağlıklı bir seçimdir.

  • Kahve

Eğer gün içerisinde kahve tüketmekten vazgeçemeyenlerdenseniz, size harika bir haberim var. Egzersiz yapmadan 1 saat önce 350 ml kadar kahve tüketmek daha uzun süre egzersiz yapmanızı destekleyebilir ve dayanıklılığınızı arttırabilir. Kafein ayrıca yaşla birlikte azalan kas kütlesini onarmaya ve yeni kas yapımına da yardım eden etken maddeler içeriyor. Spor öncesi tüketilen bir fincan kahve doku ve kas yaralanması riskini azaltarak kas dokusunun daha genç ve esnek kalmasını sağlıyor. Kahvede bulunan kafein ayrıca yağ ayrıştırıcı özelliklere sahiptir. Bu nedenle spor öncesi kahve tüketerek daha fazla yağ yakmak mümkün. Tabii tükettiğiniz kahvenin yağsız ve kremasız olması şartı ile.

  • Zencefil

Tüm egzersiz çalışmalarınız kas ağrısıyla mı sonuçlanıyor? Bu durumda ilaçlara başvurmak yerine zencefili kullanmayı deneyin. Günde 240 ml zencefil çayı içmek en fazla 10 kalori alınmasını sağlıyor. Bunun yanında tok tutucu bir etkisinin olması onun açlığınızı kontrol etmenize yardımcı olmasını sağlıyor. Bu bitki çayını taze, dövülmüş zencefil kökleri ile hazırlayabilir veya zencefil tozunu kullanabilirsiniz.

  • Yağlı Tohumlar

Çiğ fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar çok iyi bir antioksidan kaynağı olmakla birlikte flavonoidler, fenolik asit ve immün sistemi destekleyen E vitamini bakımından zengindirler. Bu öğelerin hepsi vücudu serbest radikallere karşı korur. Kuru yaban mersini ile karıştırın, salataya ekleyin ya da ilave kas tamir edici etki için protein shake’inize bir kaşık yağlı tohum alternatiflerinden birini veya badem ezmesi katın. Badem protein katkısı sağlayarak yaptığınız smoothie’yi iyi bir sporcu içeceğine dönüştürecektir.

  • Lor peyniri

Egzersiz sonrası kaslarınız, onarım ve yeniden yapım için proteine ihtiyaç duyar. Süt kesiği olarak da adlandırılan lor peyniri, oldukça zengin protein içeriğiyle size çok uygun. İçerisine 1 çay kaşığı kadar ekleyeceğiniz çörek otu ile yağ asidinden dengeli bir alternatif olarak alabilir. 2 dilim wasa üzerine ¼ adet avakado ile renklendirip tüketebilirsiniz.

  • Su

Bir saat ya da daha uzun süre egzersiz yapacaksanız veya fazla terliyorsanız, su vücudunuz için muhteşem bir içecektir. Vücudunuz için yeterli sıvı alınıp alınmadığını bilmenin en kolay yolu; egzersiz öncesi ve sonrası tartılmak. Kaybettiğiniz her yarım kilo için 2-3 bardak su içmeniz gerekir.

  • Hurma

Lif oranın yüksek olması, midede uzun süre kalarak sindiriminin yavaş olmasını sağlıyor. Böylece kendimizi daha uzun süre tok hissederek, besin tüketimini azaltmış oluyoruz. İçerdiği yüksek orandaki potasyum ve demir mineralleri de metabolizmayı hızlandırıcı etkileriyle kilo verme sürecinde yardımcı oluyor. Ancak unutmamak gerekir ki 4 adet hurma bir porsiyon meyveyle eşdeğer olup, ortalama 60 kalori içeriyor. Spor sırasında enerjiyi yükseltici karbonhidrat, potasyum ve demir içerir. Potasyum, doğal olarak sıvı dengesini sağlayıp, dehidratasyonu (su kaybını) engeller ve böylece kas kramplarını da ortadan kaldırır.

Sporunuzu yaparken yukarıda bahsettiğimiz besinleri birlikte ve kararında tükettiğiniz takdirde, yapılan egzersizden yüksek oranda fayda sağlayabilirsiniz. Ancak tüm bunların yanında, egzersiz saatlerinizi öğle sıcaklarına denk getirmeyecek şekilde yapmanız ve su alımınızı asla ihmal etmemeniz, beden sağlığımız için oldukça önemlidir.

Cildinizi dengeli beslenerek destekleyin

0
Cildinizi dengeli beslenerek destekleyin

Cildinizi dengeli beslenerek destekleyin. Sağlıksız beslenme cildimiz için gerekli olan vitamin ve antioksidanları eksik bırakıyor.

Cildinizi dengeli beslenerek destekleyin. Vücudumuzun en büyük organı olan cildimiz; bizi güneşin verdiği hasar, travma ve çevresel etkenlerden koruyan ilk savunma mekanizması olarak öne çıkıyor. Bununla beraber deri hücreleri,  bağışıklık sistemimizi ve metabolizmamızı da direkt etkiliyor. Sağlıksız ve düzensiz beslenme hem vücudumuz hem de cildimiz için gerekli olan vitamin ve antioksidanlardan eksik bırakarak, önemli sorunlara yol açıyor. Uzmanlar, cilt sağlığımızı korumak için sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek önemli tavsiyeler paylaşıyor.

Sağlıklı beslenme, diğer tüm organların sağlığı için gerekli olduğu gibi cilt ve deri sağlığının korunmasında da çok önemli bir role sahip. Sağlıklı beslenmeyi ‘Vücudun ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ asidi, vitamin ve minerallerin yeterli ve dengeli ölçüde, mümkün olduğunca doğal besin kaynaklarından karşılanması’ olarak tanımlayan uzmanlar, cilt sağlığı ve bakımı için neleri tüketmemiz gerektiğine dair önerilerini paylaşıyor.

Vitaminsiz kalmayın

Vitaminler dışarıdan alınması zorunlu olan besin öğeleridir. Yapılan araştırmalar da A, B, C, E ve K vitaminlerinin deri sağlığı üzerine direkt etkileri olduğunu ortaya koyuyor. Deri hücrelerinin onarımında ve deride sebum üretiminin dengelenmesinde rol alan A vitamini en çok karaciğer, balık yağı, süt, yumurta ve havuçta bulunuyor. C ve E vitamini ise en güçlü antioksidan vitaminler olarak öne çıkıyor. Özellikle güneş ışınları, fazla maruz kalındığında hücrelerde DNA hasarı yaparak deri kanseri riskini artırıyor. Bu vitaminler hücrelerde serbest radikal denen zararlı metabolitlerin birikimini engelleyerek kanser oluşum mekanizmalarında durdurucu etkiye sahip olmasıyla biliniyor.

Ayrıca güneşin deri üzerindeki kronik hasarını engellemede de bu vitaminler devreye giriyor. C vitamini en çok turunçgiller (limon, portakal, mandalina), yeşil yapraklı sebzeler (tere, ıspanak, lahana); E vitamini ise en çok bitkisel yağlar, tahıl, soya ve baklagillerde bulunuyor.

Saç ve tırnak gelişimi için biotin

Yara iyileşme sürecinde aktif rol oynayan B vitaminleri sıklıkla günlük tükettiğimiz gıdalarla kolay temin ediliyor. Eksikliğinde ise güneşe maruz kalan bölgelerde egzama, avuç içi ve ayak tabanlarında ağrılı yarıklar, tırnaklarda ve ağız içinde kahverengi lekeler, dudak kenarı ve dilde ağrılı yarıklar ve çatlaklar oluşabiliyor. B12 vitamini özellikle hayvansal kaynaklı ürünlerde (et, yumurta, süt, sakatat), Folik asit de karaciğer, et, süt ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Biotin özellikle saç ve tırnak gelişiminde görev alıyor. Eksikliğinde saç dökülmesi, tırnak bozuklukları, yağlı egzama gibi deri hastalıkları ortaya çıkabiliyor. En önemli kaynakları ise et, yumurta, domates, maya ve karaciğer.

Brokoli, zerdeçal ve avokado

Kuvvetli antioksidan etkisiyle cildin yenilenmesini sağlayan Koenzim Q10, kolajen üretimini artırıyor. Özellikle deri elastikiyetini korumak ve kırışıklık oluşumunu engellemek için önerilen Koenzim Q10 kırmızı et, balık, yumurta, yeşil yapraklı sebze ve meyve gibi birçok besinde bulunuyor. Bilinen en güçlü antioksidanlardan olan Glutatyon ise vücudun bağışıklığını artırarak hücrelerde ortaya çıkan toksikleri atıyor ve adeta bir detoks etkisi yaratıyor. Deri yaşlanmasını engelleyici etkisi olan Glutatyon vücudumuzda üretilmesinin yanı sıra brokoli, zerdeçal ve avokadoda da bulunurken domates, bezelye tüketimi de glutatyon seviyesini artırıyor. Yine güçlü antioksidanlardan biri olan Alfa lipoik asit de metabolizma hızını artırarak deri hücrelerinin yenilenmesini uyarıyor. Bu özelliği nedeniyle güçlü anti- aging etkisi gösteriyor. En çok brokoli, ıspanak, lahana, bezelye, kırmızı et ve sakatat da yer alıyor.

Derinin yaşlanmasında pek çok faktörün rol oynadığını söyleyen uzmanlar, bu faktörleri yaşla birlikte; UV ışınları, radyasyon, sigara, hava kirliliği, ilaçlar olarak sıralıyor. Basit şekerlerin fazla tüketilmesi, yetersiz protein alımı, az su tüketilmesi, vitamin ve mineral dengesinin bozulmasının da deri yaşlanmasının hızlandırdığı biliniyor.

Yeşil çay ve ve siyah noktalar

Deri bariyerinin korunması için gerekli bir mineral olan çinko, kolajen sentezini artırarak yaraların iyileşmesini hızlandırıyor. En çok fıstık, yeşil yapraklı sebze ve kabuklu deniz ürünlerinde bulunuyor. Çinko eksikliğinde egzamanın yanı sıra saç dökülmesi ve tırnak bozuklukları da sıklıkla görülüyor.

K vitamini topikal olarak leke ve deri altı kanama, morluk tedavilerinde kullanılıyor ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Sedef hastalığı gibi keratinizasyon bozukluğu durumlarında uzun yıllardır kullanılan topikal D vitamini derinin bağışıklık cevabını güçlendirerek nem seviyesini artırıyor.

Yeşil çayın da deride sebum üretimini azalttığı, sivilceyi tetikleyen bakteri üremesini durdurduğu ve bunların neticesinde siyah nokta gözeneklerini ve yağlanmayı azalttığı biliniyor.

Dünya tavuk etini neden seviyor?

2
Dünya tavuk etini neden seviyor?

Dünya tavuk etini neden seviyor? Kanatlı eti dünyada en çok tüketilen et türü olarak karşımıza çıkıyor.

Dünya tavuk etini neden seviyor? Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) ve Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) “Tarımsal Görünüm 2020” raporu kapsamında 2020 yılında dünyada 325 milyon ton et üretildiği açıklandı. Raporda toplam üretimin yüzde 40,6’sı olan 132 milyon ton kanatlı eti ise dünyada en çok tüketilen et türü olarak karşımıza çıkıyor. OECD ve FAO’nun projeksiyon çalışmaları kapsamında özellikle tavuk eti önümüzdeki yıllarda da birinci sırayı koruyacak görünüyor.

Peki neden ülkemiz dahil dünya tavuk etini en çok tüketilen hayvansal protein kaynaklarının başına getiriyor? Neden bu kadar çok tavuk eti tüketmeyi seviyoruz?

Vücudumuz tavuk etini seviyor…

  • İhtiyaç duyduğu yüksek kalitede, değerli bir protein kaynağıdır.
  • Her yaşta sağlıklı bireyler için günlük diyetlerinde İhtiyaç duyulan yüksek kalitede, kolay sindirilebilen bir protein kaynağıdır.
  • Kas oluşumunu ve kasın onarılmasını sağlar, kemiklerimizi güçlendirir. Dolayısıyla büyüme ve gelişme dönemi ile sporcular için vazgeçilemez bir  protein kaynağıdır.
  • Derisiz ve yağsız göğüs eti, yüksek protein içeriği ve düşük yağ  değeri sayesinde sağlıklı kilo verdirir, diyet sırasında kas kaybını önler ve kan şekerimizi kontrol eder.
  • Anne adayı hamilelerle emziren kadınlar için olduğu kadar diyetetik hastane mutfaklarının da vazgeçilmez bir temel gıdasıdır.

Beynimiz tavuk etini seviyor…

  • Her yaşta beynimizin gelişimini, kavrama yeteneğini ve nörolojik fonksiyonlarını destekleyen B12 vitaminin doğal kaynağıdır.
  • Triptofan adı verilen amino asid içeriği yüksektir. Böylece beynimizdeki serotonin seviyesinin artmasına yardımcı olur; iyi hissederiz ve moralimiz yükselir.

Gezegenimiz tavuk etini seviyor…

  • Tavuk eti, daha önce olmadığı kadar çevreci yaklaşımla üretilir.
  • 50 yıl öncesine göre değerlendirildiğinde aynı miktarda tavuk üretmek için:
  • Yüzde 75 daha az kaynağa ihtiyaç duyuluyor
  • Yüzde 58 daha az su tüketiliyor
  • Yüzde 72 daha az  üretim alanı kullanılıyor

Tavuk etini seviyoruz çünkü;

  • 7’den 70’e herkesin sevdiği lezzet
  • Kolay ve pratik hazırlanır
  • Ekonomik ve kolay ulaşılabilir protein kaynağıdır
  • Yaşamımız için çok önemli olan potasyum, kolin, magnezyum, kalsiyum, demir mineralleriyle birlikte A,D ve E vitaminlerini içerir.

Kuru incir ihracatı 72 bin tonu aştı

0
Kuru incir ihracatı 72 bin tonu aştı

Kuru incir ihracatı 72 bin tonu aştı. Türkiye, 2020/21 sezonunda 72 bin 145 ton kuru incir ihraç ederken 256 milyon 915 bin dolarlık döviz geliri elde etti. 

Kuru incir ihracatı 72 bin tonu aştı. Türkiye, tüm semavi dinlerde kutsal meyve olarak kabul edilen, noel sofralarının vazgeçilmezi kuru incirde başarılı bir ihracat sezonunu geride bıraktı. Türkiye, 2020/21 sezonunda 72 bin 145 ton kuru incir ihraç ederken 256 milyon 915 bin dolarlık döviz geliri elde etti.

Ton başına 110 dolar değer

Dünya kuru incir ihracatının yüzde 60’ını tek başına gerçekleştiren Türkiye’nin 2019-20 sezonundaki kuru incir ihracatı 69 bin 786 ton karşılığı 241 milyon 857 bin dolar olmuştu. Kuru incir ihracatı miktar bazında yüzde 3 artarken, döviz gelirindeki artış yüzde 6’ya ulaştı. Kuru incirin ihraç fiyatı ton başına 110 dolar değerlendi.

En başarılı ikinci sezon yaşandı

Kuru inciri Türkiye’nin prestij ürünlerinden biri olarak tanımlayan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, ihracata bağımlı bir ürün olan kuru incir hak ettiği değerden ihraç edilmesi için Türk ihracatçıları olarak büyük bir çaba içinde olduklarını, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olmanın huzuruyla 2020/21 sezonunu geride bıraktıklarını, 2014 yılında yakalanan 76 bin 901 tonluk ihracat seviyesinden sonra en başarılı ikinci sezona imza attıklarını dile getirdi.

Zirvenin yeni sahibi ABD

2020/21 sezonunda 85 bin ton olan rekoltenin yüzde 85’ini ihraç ettikleri bilgisini veren Celep, “Türk incirini 114 ülke insanına ulaştırdık. Dünyanın en büyük gıda ithalatçısı Amerika Birleşik Devletleri’nde Türk gıda ürünlerinin daha fazla tüketilmesi amacıyla, Türk gıda ürünlerini tanıttığımız TURQUALITY Projesi yürütüyoruz. Bu sezon ABD’ye kuru incir ihracatımız yüzde 14’lük artışla 33 milyon dolardan, 38 milyon dolara yükseldi. ABD en çok kuru incir ihraç ettiğimiz ülkeler sıralamasında üçüncülükten birinciliğe yükseldi. Önümüzdeki yıllarda ABD’ye kuru incir ihracatında 50 milyon doları geçmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

TURQUALITY projelerinin meyveleri

2016-2020 yılları arasında Japonya, Güney Kore ve Çin’i kapsayan bir TURQUALİTY Projesi yürüttüklerini hatırlatan Celep sözlerini şöyle sürdürdü: “Kuru incir ihracatında hedef pazarlarımızın başında dünya nüfusunun yüzde 40’ını barındıran ve yeni lezzetleri tatmaya istekli Uzakdoğu geliyor. 2020/21 sezonunda Japonya’ya yaptığımız kuru incir ihracatı yüzde 22’lik artışla 7,4 milyon dolardan 9,1 milyon dolara, Çin’e yaptığımız kuru incir ihracatı yüzde 10’luk artışla 5,8 milyon dolardan 6,4 milyon dolara, Güney Kore’ye yaptığımız kuru incir ihracatı da yüzde 27’lik artışla 1,8 milyon dolardan 2,4 milyon dolara çıktı. Uzakdoğu’da kuru incirimizin daha fazla tüketilmesi için tanıtım çalışmalarımıza bundan sonraki süreçte devam edeceğiz.”

Avrupa pazarı gücünü koruyor

Türk kuru incirinin geleneksel ihraç pazarının Avrupa olduğunu hatırlatan Başkan Celep, 2019/20 sezonunda AB ülkelerine 109 milyon dolar olan kuru incir ihracatımızın 2020/21 sezonunda 115 milyon dolara yükseldiğini, AB’nin kuru incir ihracatımızda yüzde 45 pay aldığını Almanya’nın 37 milyon dolarlık taleple ilk sırada olduğunu, Fransa’ya 35 milyon dolarlık, İtalya’ya ise; 11 milyon dolarlık kuru incir ihraç ettiğimizi dile getirdi.

2021/22 sezonunda hedef 65 bin ton ihracat

Kuru incirde 2021/22 sezonunda rekoltede yüzde 12’lik düşüş beklediklerini vurgulayan Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Birol Celep, yeni sezonda 65 bin ton kuru incir ihracatı hedeflediklerini sözlerine ekledi.

Akdeniz diyetiyle sağlıklı beslenin

1
Akdeniz diyetiyle sağlıklı beslenin

Akdeniz diyetiyle sağlıklı beslenin. Sağlıklı beslenme trendleri arasındaki Akdeniz diyeti, kalp hastalığı, depresyon ve bunama riskini azaltıyor…

Akdeniz diyetiyle sağlıklı beslenin. Sağlıklı beslenme trendleri arasında yer alan Akdeniz diyeti, genellikle kalp hastalığı, depresyon ve bunama riskini azaltmak ve genel sağlığın korunması ve geliştirilmesinde önerilen bir diyet modeli olarak kabul ediliyor. Sabri Ülker Vakfı’nın derlediği bilgilere göre Akdeniz diyeti ağırlıklı olarak bitki temelli bir beslenme planı olarak sağlıklı beslenmeyi güçlü bir biçimde destekliyor.

Akdeniz diyetiyle sağlıklı beslenin. Akdeniz diyetinin ilk olarak 1993 yılında Harvard Halk Sağlığı Okulu ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Ofisi tarafından insanları bölgenin en yaygın gıdalarına alıştırmaya yardımcı olmak için bir kılavuz niteliğinde hazırlandığı biliniyor. Akdeniz Diyet Piramidi adı verilen kılavuzun, sıkı bir şekilde düzenlenmiş bir diyet planından daha çok bir yeme düzenine sahip olan sağlıklı beslenme modeli olarak önerildiği görülüyor. Piramit aynı zamanda 20. yüzyılın ortalarında Girit, Yunanistan ve Güney İtalya’nın beslenme alışkanlıklarına dayanan belirli besinlerin yer aldığı bir beslenme modeli olarak da tanımlanıyor. O yıllarda bu ülkelerin sağlık hizmetlerine sınırlı erişime sahip olmalarına rağmen düşük oranda kronik hastalığa rastlandığı ve ortalama yetişkin yaşamının beklentinin üzerinde olduğu gözlemlenerek bu sonucun beslenme alışkanlıklarıyla yakın ilişkisi kanıtlanmıştır. Temel olarak meyve ve sebzeler, kabuklu yemişler, kepekli tahıllar, balık, zeytinyağı, az miktarda süt ürünleri içeren piramit ayrıca, günlük egzersizi ve birlikte yemek yemenin faydalı sosyal yönlerini de vurguluyor. Ülkemizde Ege kıyılarında yaşayan insanlarımızın bu sağlıklı beslenme modeline uzun yıllar uyum gösterdikleri de gözlemleniyor.

Akdeniz diyetinin içeriği

Akdeniz diyeti, günlük olarak tam tahıllar, zeytin, zeytinyağı, meyveler, sebzeler, fasulye ve diğer baklagiller, otlar ve baharatların yanı sıra az miktarda balık tüketimini de içeren ve ağırlıklı olarak bitki temelli bir beslenme planı olarak tanımlanıyor. Hayvansal proteinler gibi diğer besin kaynaklarının tüketimi daha az miktarlarda önerilirken, tercih edilen hayvansal protein balık ve deniz ürünlerini kapsıyor. Akdeniz Diyet Model’inde yenecek yiyeceklerin oranı önerilse de porsiyon boyutları veya belirli miktarlar belirtilmiyor. Her öğünde tüketilmesi önerilen porsiyonlara karar verilmesi bireye özgü bir planlamayı içeriyor.

Diyeti diğer diyetlerden ayıran özellikler 

  • Sağlıklı yağlara vurgu yapar. Zeytinyağının, diğer sıvı ve katı yağlar (tereyağı, margarin) yerine diyette önceliklendirilmesi önerilir. Avokado, sert kabuklu kuruyemişler, somon ve sardalya gibi yağlı balıklar ve sağlıklı yağlar içeren diğer besinler öne çıkar. Bunlar arasında ceviz, koyu yeşil yapraklı sebzeler ile balık ve deniz ürünleri özellikle omega-3 yağ asitleri bakımından iyi kaynaklardır.
  • Hayvansal protein kaynağı olarak haftada en az 2 kez balık ve günlük veya haftada birkaç kez kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri (peynir veya yoğurt) gibi diğer hayvansal proteinlerin tüketimi önerilir. Kırmızı et ise Akdeniz diyetinde ayda birkaç kez ile sınırlıdır.
  • Günlük olarak suyun temel içecek olması tavsiye edilir.
  • Keyifli aktivitelerle günlük fiziksel aktiviteyi desteklemek gerekir.

Mevcut veriler ne söylüyor?

Akdeniz diyetinin kardiyovasküler hastalıklar ve genel ölüm riskini azaltmada etkili olduğu görülüyor. Yaklaşık 26 bin kadın katılımcı ile yürütülen bir araştırmada; Akdeniz diyetinin ve benzer diyet yaklaşımlarını uygulayan bireylerin 12 yıl boyunca kardiyovasküler hastalıkların görülme riskinin yüzde 25 daha az olduğu saptanıyor. Çalışmada bu olumlu etkilerin temelindeki en önemli mekanizmanın inflamasyon şiddetinin azalması, kan şekeri ve vücut kütle indeksindeki olumlu değişikliklerin en büyük itici güçler olduğu düşünülüyor.

Araştırmalar, sızma zeytinyağı veya sert kabuklu kuruyemişlerle desteklenen ve herhangi bir yağ ve enerji kısıtlaması olmayan bir Akdeniz diyetinin felçten ölüm oranında yüzde 30 azalma sağlayabildiğini ortaya koyuyor. Akdeniz diyetindeki yağların çoğu, yağlı balık, zeytin, zeytinyağı ve sert kabuklu kuruyemişler gibi sağlıklı yağlardan geliyor olsa da ancak günlük enerjinin toplam yaklaşık yüzde 40 kadarı yağdan geliyor.  Bu oranın, Dünya Sağlık Örgütü’nün belirttiği diyet yağlarının diyet enerjisine olan katkısının ortalama yüzde 30 civarında olması yönündeki önerisinin üzerinde yer alıyor.

Akdeniz diyeti hücresel stresi azaltabiliyor!

Diyetin yaşlanma ve bilişsel işlev üzerindeki etkileri son yıllarda araştırmaların odak noktası haline gelmiştir. Yaşa bağlı hastalıklara yol açabilen stres ve inflamasyon (iltihaplanma) yoluyla hücre hasarı, telomer adı verilen DNA’nın belirli bir kısmı ile ilgilidir. Bu yapılar doğal olarak yaşla birlikte kısalmakta ve mevcut uzunlukları, yaşam beklentisini ve yaşa bağlı hastalıkların gelişme riskinin tahmini olarak gösteriliyor. Uzun telomerler, kronik hastalıklara ve erken ölüm riskine karşı koruyucu olarak kabul edilirken, kısa telomerler bu riskleri artırıyor.

Meyveler, sebzeler, sert kabuklu kuruyemişler ve tam tahıllar gibi antioksidan ögeleri içeren besinlerin yer aldığı Akdeniz diyeti, zengin antioksidan içeriği ile hücre stresiyle mücadeleye katkı sağlıyor ve telomer uzunluğunu korumaya yardımcı oluyor.

Sonuç olarak; mevcut araştırmalar ışığında, Akdeniz diyetinin kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi, yaşam süresinin uzatılması ve sağlıklı yaşlanma için sağlıklı bir beslenme modeli olarak kullanılmasını destekliyor. Enerji kısıtlaması ile birlikte uygulandığında ise, sağlıklı kilo kaybını da katkı sağlıyor. Ancak, kilo kaybı ve hastalıklarda beslenme için Akdeniz diyeti ve diğer tüm diyet yaklaşımlarının kişiye özgü planlanabilmesi için diyetisyene başvurulması önem taşıyor.

 D vitamini eksikliği hastalık riskini arttırıyor

0
 D vitamini eksikliği hastalık riskini arttırıyor
old_couple

D vitamini eksikliği hastalık riskini arttırıyor. Uzmanlar, D vitamini eksikliğinin yetişkinler ve yaşlılarda COVID-19 dâhil çok sayıda hastalık için önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekti.

 
D vitamini eksikliği hastalık riskini arttırıyor. Kış mevsiminin kendini göstermesiyle birlikte risk grubunda olan ileri yaştaki insanların bağışıklığını koruması için D vitamini, vazgeçilmez bir kalkan görevi görüyor. Ancak “Güneş ışığı vitamini” olarak da bilinen ve bağışıklığın korunmasında etkili bir rol oynayan D vitamini ihtiyacını karşılamak, güneş ışığından mahrum kaldığımız şu günlerde giderek zorlaşıyor.

Kış mevsimi kendini gösterirken, havaların soğuması gribal enfeksiyon ve COVID-19 vakalarının artmasını da beraberinde getirdi. Uzmanlar özellikle varyant virüslere karşı uyarıda bulunurken halk, salgında yeni dalgalanmalar yaşanmasından endişe ediyor. Özellikle ileri yaşlardaki insanların daha çok etkilendiği gerçeği, risk grubundaki bireyleri bağışıklık sistemini korumak için ek önlemler almaya yönlendiriyor. Uzmanlar, D vitamini eksikliğinin yetişkinler ve yaşlılarda COVID-19 dâhil çok sayıda hastalık için önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekerken koronavirüse karşı mücadelede bağışıklık artıran besinlerin daha sık tüketilmesine yönelik tavsiyelerde bulunuyor. Güçlü bir bağışıklığın olmazsa olmazı “D Vitamini” ihtiyacının güneş ışığından yeterince yararlanamadığımız bu günlerde nasıl karşılanacağı sorusunun yanıt uzmanlardan geldi.

Vücudumuza D vitamini 

D vitamini ile kalsiyum, kemik sağlığı ve bağışıklık için güçlü bir rol oynadığını belirten uzmanlar, yaş ilerlemesine bağlı olarak kemiklerdeki kalsiyum miktarında azalmalar meydana geldiğini kaydediyor. D vitamini süt, yoğurt ve peynir gibi besinlerde bolca bulunan kalsiyumun, vücuttaki emilimi için adeta bir köprü görevi üstleniyor. Diğer bir deyişle kalsiyumu kemiklere D vitamini yerleştiriyor. Protein ve kalsiyum deposu peynir, kemik sağlığının korunmasında en etkili besin olarak ortaya çıkıyor. Özellikle yaşlı bireylerin, hem bağışıklıklarının güçlenmesi hem de kalsiyum emiliminin sağlanması için, az tuzlu ve D vitamini ile zenginleştirilmiş özel peynirlere yönelmeleri tavsiye ediliyor.

İleri yaşlarda sağlıklı beslenmek

Yaşlılık döneminde sağlıklı ve yeterli beslenmenin hastalıkların önlenmesinde ve yaşam kalitesinin artmasında önemli bir rol oynadığını vurgulayan uzmanlar, yaşlı bireylerin fiziksel olarak da aktif olmalarının önemli olduğunu belirtiyor. 

Uzmanlar, “İlerleyen yaşla birlikte vücutta birçok fizyolojik değişikliğin olduğu, tat, koku ve görme duyularının zayıfladığı, metabolizmanın yavaşladığı, emilimin azaldığı, diş kayıplarının olduğu, iştahın değiştiği, aile ve arkadaş çevresindeki kayıplarla yalnızlık duygusunun artığı, osteoporoz başta olmak üzere pek çok hastalığın ve ilaç kullanımının arttığı bilinmektedir. İşte bütün bunların sonucunda yaşlı bireylerin yetersiz ve dengesiz beslendikleri, tükettikleri besinlerde de seçici oldukları, daha çok yumuşak ve sulu besinleri tercih ettikleri bir gerçektir” görüşünü savunuyor. 

Besinlerin D vitamini ile zenginleştirilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, D vitamini ihtiyaçlarının karşılanması için şunlara vurgu yaptı: “Yaşlı bireylerin hem bağışıklık sistemlerini güçlendirmek hem de D vitamini ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için kış aylarında D vitamini ile zenginleştirilmiş besinleri tüketmeleri önemlidir. Son yıllarda yetersizliği yaygın olan ve birçok sağlık sorunu ile ilişkilendirilen D vitamininin önemine ilişkin toplum bilincinin oluşturulması ve güneşin bol olduğu ülkeler dâhil olmak üzere tüm dünyada besinlerin vitamin D ile zenginleştirilmesi öneriliyor.”